24-26 Nisan 2007 tarihleri arasında, Ürdün'de, Philadelphia Üniversitesi Edebiyat ve Sanat Fakültesi tarafından düzenlenen Seqafetu's-Sura(h) (Culture of the Image) konulu sempozyuma çağrılıydım. Ürdün kraliyet ailesinden Güvenlik Konseyi Başkanı Meali el-Ayn Leyla Şeref hanımefendinin gözetiminde akt edilen sempozyumda, Arap dünyasından akademisyenler çoğunluktaydı. Böyle olması, bana, Arap aydınının Kürt sorununa bakışı hakkında fikir edinme imkanı da verdi.
Kraliyet ailesinden Meali el-Ayn Leyla Şeref hanımefendi, yaptığı protokol konuşmasında Irak'ın parçalanmaması gerektiğini vurguladı. Ürdünlü akademisyenler de aynı sözleri tekrarlayarak Irak ile Filistin sorunu arasında birebir paralellik kurdular. Doğrusu, Irak ile Filistin sorununun bu denli aynileştirildiğine ilk defa burada tanık oluyordum.
Benim tebliğimin yer aldığı oturum, protokol konuşmalarının akabinde yapıldı. 'İslam Dünyasında İmaj Sorunu' başlığı altında Arapça olarak sunduğum tebliğimde, 19. yüzyıldan başlayarak bazı Müslüman aydınların, İslam dünyasının imajına ilişkin eleştirilerini ve onların İslam dünyasının ana problemleri için önerdikleri hal çarelerini ortaya koymaya çalıştım; Ziya Paşa, Mehmet Akif ve Bediüzzaman Said Nursi'den örnekler verdim. İslam dünyasının 19. yüzyıldan bu yana imaj düzeltme çabası içinde olduğunu belirterek bu problemin çözümüne katkı sağlayabilecek bazı önerilerimi şöyle özetledim:
1. Yeni bir İslam siyaset teorisinin inşa edilmesi.
2. İslam ülkelerinde idam cezasının kaldırılması.
3. İlahiyat tasavvurumuza ilişkin yenilenme.
Sunumuma ilişkin bazı soru ve tartışmalar ortaya çıktı. Bu soru ve tartışmalara elimden geldiği kadar cevap verdim ve böylece sunduğum konu daha da zenginleşti. İslam dünyasında kadının dezavantajlı duruma düştüğünü; İslam dünyasının en önemli ana problemlerinden birinin de Kürt sorunu olduğunu ifade ettim.
Sempozyumun bir başka oturumunda Cezairli Dr. Muhammed Emin el-Xelladi, İslam medeniyetini toptan kutsallık formu içinde konumlandırmaya çalışınca, formda söz hakkı alarak, bunun yanlış olduğunu, İslam medeniyeti ile İslam dininin ayrı şeyler olduğunu; İslam medeniyetinin hem olumlu, hem de olumsuz yanlarının bulunabileceğini ifade etmeye çalıştım. İslam medeniyetinin olumsuz yanlarından birinin de muhtelif İslam ulusları arasında yaşamasına rağmen, Kürtlerin birçok haklarından yokusun bırakılması, olduğunu ifade ettim. Bu günahın sorumlusunun İslam dinin kendisi değil, İslam medeniyeti olduğunu belirtmeye çalıştım. Aynı oturumda Birleşik Arap Emirlikleri'nden Dr. Meha el-Kasravi hanımefedi, dil-imaj ilişkisi konusunda sunduğu tebliğinde, dilini bilmeyenin kendini bilemeyeceğini, kendini bilemeyenin de yaratanını bilemeyeceğini ifade etmesi üzerine, kendisine teşekkür ederek, Türkiye'de, Kürtlerin dilini bilmelerine çoğu zaman fırsat verilmediğini, belirttim.
Sempozyum aralığında görüştüğüm Arap aydın ve akademisyenlerinin Kürtler konusunda zihinsel bir karmaşa ve gel-git içinde olduğunu gördüm. Arap akliyesi Kürtleri kah Filistinliler gibi mağdur pozisyonda görüyor, kah tam tersine İsrail gibi, Arap topraklarını bölen potansiyel bir bölücü olarak görüyor. Arap akliyesi Kürtlere, Filistin sorunu üzerinden bakıyor. Oysaki doğrusu, Kürt sorununa kendi özgünlüğü içinde bakabilmektir. Filistin sorunu ile Kürt sorunu arasında kısmi bir eksik girişimlilik (tedahül-ü nakısa) var. Ama bunu tam girişimlilik (tedahül-ü tamme) gibi görmek, görme bozukluğundan kaynaklanıyor olsa gerek.




