Jitemciler Konuşuyor 2

Paylaşmak istediğiniz her şey
Cevapla
JİLAN
Albay
Albay
Mesajlar:5928
Kayıt:26 Şub 2007 19:54
Ruh Hali:Kızgın
Takım:Fenerbahçe
Jitemciler Konuşuyor 2

Mesaj gönderen JİLAN » 22 Eki 2007 18:06

JİTEM'in ajanlaştırdığı Serhat Ege'nin kız kardeşi Derya Ege, tuzağa düşürüldü, işkence gördü, tecavüze uğradı ve Medya Savunma Alanları'na gönderildi.

Hedef KALKAN ve KARAYILAN

Kürtlere yönelik imha konseptini devreye koyan Türkiye'nin kirli savaş yöntemlerini deşifre etmeye devam ediyoruz. Medya Savunma Alanları'nda yakalanan JİTEM'in ölüm mangaları tüyler ürperten itiraflarda bulunuyor. JİTEM tarafından özel eğitimlerden geçirildikten sonra Medya Savunma Alanları'na gönderilen ajanların hedefi KCK yöneticileri ve HPG komutanlarını ya zehirlemek ya da onlara suikast düzenlemek. Yakalanan ajanların anlatımları Kürt halkının üzerinde oynanan kirli oyunları bir kez daha gözler önüne seriyor. JİTEM bu kez kirli tuzağına yurtsever Kürt ailelerin çocuklarını aldı. Dün itiraflarını yayınladığımız Hakkari Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi'ne çalışan Serhat Ege'nin kız kardeşi Derya Ege'nin de abisi gibi ajanlık faaliyetleri yürüttüğü ortaya çıktı. Ancak Derya Ege polisin değil JİTEM'in tuzağına düşüyor. HPG'ye katılmak için karar alan Derya Ege JİTEM'in ağına düşerek tugaya eğitime alınıyor. Akla hayale gelmeyecek işkence yöntemleriyle ajanlaştırılarak Medya Savunma Alanları'na gönderilen Sarya kod isimli Derya Ege, 'Listeyi önüme getirdiler. Listenin başında Duran Kalkan, Murat Karayılan, Atakan, Alişer ve Çektar yazılmıştı. Ya sen suikast yapacaksın ya da yanında zehir götürüp zehirleyeceksin dediler. Biraz korkak olduğum için bana zehiri verdiler' dedi.

Kaybedecek neyin kaldı ki?

1986 Hakkari doğumlu Jirki aşireti mensubu, Lise mezunu Derya Ege, 2005 yılında Suzan isimli amcasının kızı aracılığıyla İdris Özer adındaki JİTEM ajanıyla tanışıyor. JİTEM mensubu Özer, aynı zamanda Zehra adlı amcasının kızının da sevgilisi. İdris Özer, Derya Ege'ye kendisini PKK'li milis olarak tanıtıyor. Özer'in gerilla saflarına göndermeye yardımcı olmak maksadıyla kendisine yakınlaştığını belirten Ege, şu bilgileri veriyor: '2005'e girişte amcamın kızı Suzan ile ilişkilerimiz sıklaşmıştı. Kendisi vekil öğretmenlik yapıyordu. Okulu bizim kapının önündeydi adı da Lütfullah Bilgin'di. Okula gidiş gelişlerinde bize geliyor, çay içiyor, sohbet ediyorduk. Bu şekilde bir kaynaşma durumu oldu. Suzan JİTEM ajanı olan İdris Özer dediğim şahıs ile çoktan tanışıyordu. İlişkileri vardı. Ancak bu zoraki bir şekilde sürüyordu ve karşılıksız bir ilişkiydi.'

Denizde kum onda para

Derya Ege, sözlerini şöyle sürdürüyor: 'Nisan ayıydı. Bir gün Suzan telefonda konuşurken telefondaki kişiye benim adıma 'Derya'nın da sana selamları var' dedi. Ben de şaşırdım, Suzan'a 'Bu kimdir benim haberim olmadan ona benim adıma selam gönderiyorsun' dedim. Bir arkadaşımdır falan dedi. Suzan'ın gidiş gelişleri bu şekilde devam etti. Bir ara beraber çarşıya indik. Hakkari merkezinde damla pastanesi var, oraya gittik, oturduk. Orada da dikkatimi çeken biri vardı. Esmer bir garson vardı. Gelip gidiyordu. Bir defa böyle Suzan'a selam verir gibi kafasını salladı. Suzan bana dedi 'Sen biliyor musun o kişi kimdir.' Kimdir dedim. 'İdris Özer adlı kişi olduğunu söyledi ve bana 'denizde kum onda para' dedi. 'Beni çok seviyor benim için her şeyi yapar ölümü bile göze alır' dedi.'

Biz niye dağa gitmiyoruz?

Amcasının kızı Suzan'la ilişkilerini gittikçe samimileştiren Derya Ege, bir süre sonra Suzan'dan dağa gitme teklifi alıyor. İkna etmek için yoğun çaba sarfeden Suzan, Derya Ege'ye dağa gitmek için İdris adlı kişiden yardım alacaklarını, İdris'in aslında bir milis olduğunu söylemeyi de ihmal etmiyor. Derya Ege, devamla şunları anlatıyor: 'Suzan bir gün sorun yaşamıştı. Ağlayarak kapının önüne geldi. Ona dedim, neyin var. Bana dedi, gel çıkıp biraz gezelim. Suzan televizyonda Rotinda'nın klibidir, gerilla görüntüleridir, bu tür görüntüleri izlediğim zaman onlara sempatiyle baktığımı biliyordu. Ben gerillaları izlerken hoşlanıyordum. Sempatim vardı. Ama gerillayı bilmiyordum. Her şeyin o kliplerdeki gibi olduğunu biliyordum. Hatta Suzan ile beraber bu parçalar eşliğinde halaylar çekerdik. Bunları bilen Suzan 'Derya biz niye dağa gitmiyoruz. Burada ne yapıyoruz' dedi. O böyle deyince benim içim bir hoş oldu. Fakat bana göre imkansız olduğu için çok ciddiye almamıştım. Ben de ona gülerek sen şimdi evde sorun yaşadığın için böyle düşünüyorsun dedim. Bundan dolayı bir kaçış olarak sen bunu ifade ediyorsun dedim. Fakat dağa gitmek öyle kolay değil, çocuk oyuncağı mı kim bizi götürür, ne yaparız, ne ederiz gibi sohbetler ettik. O ısrar ediyordu. Ben de tamam gidelim de kim bizi götürecek dedim. O da bana gülerek sen yeter ki evet de, bizi muhakkak ki götüren biri olur dedi.'

Ben Milisim

Derya Ege, konuşmasını şöyle sürdürüyor: 'Üzerinden üç gün geçmiş, Suzan, İdris ile telefonda konuşmuş. İdris de tamam sizleri dağa götüreceğim demiş. Suzan eve geldi bana dedi ki Derya biz gidiyoruz. Ben de ona annem yok evde evi kimseye bırakamam dedim. O da bana 'Kızım bugüne kadar dağa gidenlerin hangisi annesinden izin almış. Gidip konuşacağız hemen geliriz' dedi ve biz çıktık. İdris camları kamuflajlı içerisi görünmeyen kırmızı bir arabayla önümüzden geçti. Arabaya bindik. Arabayı kullanan kişi benim pastanede gördüğüm İdris'in ta kendisiydi. Merhaba dedi. Hemen ben milisim dedi. Bizi ne zaman götüreceksin dedim. 'Bir iki güne kadar size haber veririm irtibata geçeriz' dedi. Bu arada benim cep numaramı aldı.'

Merheba ji we re

Ege'nin telefon numarasını alan İdris isimli JİTEM ajanı, bu süre sonra Ege'yi sık sık arıyor. İdris, daha sonra dağa gidiş için birileriyle tanıştıracağını söyleyerek Ege'ye çalıştığı pastanede randevu veriyor. Ege, pastanedeki randevuyu şöyle anlatıyor: 'Ertesi gün pastaneye gittik. İdris kuytu bir yerde oturuyordu biz de oturduk. O sırada İdris bana bakarak şöyle dedi: 'Bak Derya şimdi birazdan benim arkadaşlarım gelecek fakat sen biraz agresifsin, onlar karşısında dikkatli ol, sakin sakin dinle net ol ve açık ol' dedi. Telefon açtı. 'Sizi bekliyorum abi' dedi. Ardından bir iki dakika geçmedi onlar pastaneye geldiler. Oktay ve Fatih Erdede adlı iki kişi geldi. Tabi ben bunların sonradan JİTEM elemanı olduğunu öğrendim. Merhabalaştılar. Hatta Kürtçe konuştular, 'Merheba ji we re' deyip geçtiler. Onlar öyle Kürtçe konuşunca benim aklımdan onların polis olabileceği geçmedi. Oktay sarışın mavi gözlü uzun boylu zayıf biriydi. Yüzü düzgün bıyıklı biriydi. Onlar gelirken ben onların yabancı olduğunu hissettim çünkü hiç Kürtlere benzemiyorlardı. Fatih Erdede ise biraz ona göre daha dolgun, saçı arkaya taralı, siyah çekik gözleri olan ve Oktay'a göre yaşı biraz daha olgun 38-40 yaşlarında bıyıklı biriydi. İkisinin de geldiklerinde gözlerinde siyah gözlük vardı.'

Sen çok mu ölmek istiyorsun

'Oturdular. Oktay konuşmaya başladı. Fatih hiç konuşmadı ve İdris de dinliyordu. İdris beni çok fazla soru sormamam konusunda uyarmıştı. Oktay girişte dedi ki 'Derya sen misin? Ben de 'evet benim' dedim. Böyle uzun uzun baktı bana, kafasını salladı. 'Senin namını duymuşum. İdris anlatıyor seni falan' dedi. 'Niye dağa gitmek istiyorsun? dedi. Ben de böyle o direkt sorunca 'Bismillah yeni konuşuyoruz, bu soruyu sorman acayip olmadı mı?' dedim. 'Yok bizim işimiz var. Bu işimizi halledelim biz gideceğiz' dedi. 'Niye dağa gitmek istiyorsun senin canına kastın mı var' dedi. Ben de 'Ne yani dağa gidenlerin hepsi ölüme mi gidiyor' dedim. O da 'öyle oluyor' dedi. 'Sen çok mu ölmek istiyorsun' dedi. Ben de 'yok yaşama sevdası olan biriyim' dedim. Daha sonra örgütü kötülemeye başladı. Dedi ki 'örgüte giden hiçbir bayan sağlam gitmiyor ki. Hepsine tecavüz ediliyor' dedi. 'Sen gençsin senin etinden faydalanacaklar. Hiç mi kendine acımıyorsun' dedi. 'Çok ölmek istiyorsan ben senin kafana bir kurşun sıkayım kurtul' dedi. Ben de öfkelendim Suzan'a kalk gidelim bu ne biçim konuşma dedim. Suzan'la yolda konuştuk. Ben kızmıştım. Bunlar ne acayip şeyler konuşuyorlar bunlar kesin polistir' dedim. 'Daha sonra İdris beni aradı. Nasılsın falan dedi. Ben dedim 'Bu olanlardan sonra nasıl olabilirim ki. Bana gülerek 'Ne oldu ki' dedi. Ben de 'Benimle dalgamı geçiyorsun. Bu gün olanlar neydi. Sen önce kimsin bana onu söyle' dedim. 'Onlar polis değil miydi?' dedim. İdris bana gülerek 'Ya sen de çok safsın onlar gerillaydı' dedi. Bende o zaman niye gerillayı kötülediler diye sordum. Bana seni denemek için, kararlılığını ölçmek için öyle yapıyorlar dedi.'

Gitmeden önce eğitim yapacağız

İdris adlı JİTEM elemanı Derya Ege'yi arayarak gideceklerini belirterek randevulaşıyor. Ege kendisiyle birlikte gelmek üzere amcasının kızı Suzan'a da haber veriyor ancak Suzan ilk olarak gelemeyeceği yönünde şeyler söylüyor. Ardından da 'Sen git ben gelirim randevu noktasına' diyor. O gün randevu noktasında bekleyen Derya Ege kimseyi göremiyor. O zaman Suzan'ın dağa gitmekten caydığını anlıyor. Bu sırada Suzan ile arası açılan Ege'ye bir telefon geliyor. Arayan yine onu randevu yerinde bekleten JİTEM ajanı İdris Özer. Derya Ege, şunları kaydediyor: 'Birkaç gün sonra İdris yine evin yakınına gelmişti. Bu kez getirdiği araba beyaz bir Torostu. Yıkık dökük bir arabaydı. Arabaya binmemi istedi. Ben yok dedim. 'O zaman yürüyelim' dedi. Bana fiziğimden bahsetti. 'Senin fiziğin çok iyi, gerillalar fiziğe çok önem verir' diyerek beni övüyordu. 'Sen biraz koşsana' dedi. Neden dedim kendisine. Dedi ki 'Sen gitmeden önce seninle biraz küçük bir eğitim yapacağız.' Ben dedim herkese böyle yapıyor musunuz? 'Evet. Biz eğitim veriyoruz sonra gönderiyoruz. Eğitimli gönderince bizden çok memnun kalıyorlar. Görünüşe bakılırsa senden çok memnun kalacaklar' dedi. Ben de gerçekten öyle mi dedim ve kabul ettim.'

Askeri Tugay'a beni götürmüş

İdris adlı JİTEM elemanı, Derya Ege'yi iki haftalık eğitim vereceğiz sözleriyle ikna ettikten sonra eğitim alanına götürmek için randevu veriyor. Arabaya gözleri bağlanarak bindirilen Ege'ye, buna sebep olarak da gidilecek yerin deşifre olmaması gösteriliyor. Pazartesi ve perşembe günleri eğitim alacağını İdris'ten öğrenen Ege, evden çıkma işi zor olsa da bu durumu kabul ediyor. Ege, mayıs ayında eğitim alanına gözleri kapalı bir biçimde İdris'in kontrolünde götürülüyor. Ege, şöyle konuşuyor: '10 Mayıs falandı herhalde. Benim eğitimim başladı. İdris getirdiği arabayı yanıma yanaştırarak gözlerimi kapattı ve beni arkaya bindirdi. Arabayı çok hızlı bir şekilde kullandı. Asfaltlı bir yolda gittiğimizi hissettim ama şehrin dışına çıktığımızı fark edemedim. Bir saatlik bir yolculuğun ardından arabayı durdurdu. Beni arabadan indirerek gözlerimi açtı. Etrafa baktım hiç ev yoktu. Bana dedi çok uzak bir yerde değilsin. Getirdikleri yer Otluca (Xenase) isimli eski bir köydü. Şimdi Tugay var (Hakkari Dağ komando Tugayı) orada. Beni oraya getirmişti.'

Bizi 4 kişi karşılamıştı

Ege, devamla şunları söylüyor: 'Orada bir dağ vardı üzerinde komando yazılmış. Yan tarafında da bir şeyler yazılmış ama silinmişti. Bu nedir? diye sorduğumda bana buranın eskiden gerillaların denetiminde olduğunu, aslında orada 'komando gerilla' yazdığını daha sonra askerler buraya geldikten sonra gerilla kısmını sildiklerini söyledi. Beni götürdükleri yerin askeri bir alan olduğunu daha sonra öğrendim. Geldiğimiz yer tel örgülerle kapalı, güvenlikli, sadece toprak bir ev vardı. Çok geniş bir araziydi. Alana girdik. Orada dört kişi vardı. Benim gördüğüm o dört kişiden ikisi daha önce tanıdığım Oktay ve Fatih'ti. Diğer ikisi ise kadındı. Sakine Kaya ve Handan'dı isimleri. Sakine Kaya uzun boylu, yüzü hafif biraz dolgun, dudakları yüzüne göre daha dolgun, ince yapılı, saçı siyah, omuzlarına kadar geliyordu. Üzerinde pantolon ve gömlek vardı. Handan sarışın bir bayandı. Çok farklı bir saç rengi vardı. Civciv sarısıydı sanırım. Yüzü sivilceli erkeksi bir tipi olan bir bayandı. O da sivil ve kot pantolonluydu. Beni daha sıcak karşıladılar. Ben orada acaba dağa mı geldim diyordum kendi kendime. Burada gördüğüm Sakine Kaya'yı 2001 yıllarından tanıyordum. Bir uzman çavuşla ilişkileri vardı. Ona sen o musun diyordum. Ama o bana yok, sen benzetiyorsun diyordu. Ama emindim oydu. Türkçeleri çok harikaydı. Burada benimle sohbetleri oldu. Beni tanımaya çalışıyorlardı. Vücudumu incelediler. Fiziğimin çok iyi olduğunu söylediler. Erkeklere karşı bakış açımı soruyorlardı. Bana dağda duygusallığın olmadığını söyleyerek eğer böyle bir şey olursa zorlanır mısın diye soruyorlardı. Cinsellik üzerine çok uzun uzun konuştular beni ölçmeye çalışıyorlardı.'

İlk eğitim: Silah nasıl kullanılır?

Hakkari'de bulunan Dağ Komando Tugayı'nda eğitime başlayan Ege, ilk gün eğitmenleriyle tanışıyor, nasıl eğitimlere katılacağı, nasıl gidip geleceği yönünde de tembihler alıyor. Daha sonra İdris adlı JİTEM elamanı, onu sürekli evlerinin yakınındaki bir noktadan alarak eğitim alanına götürüyor. Eğitim alanına ikinci gidişinde Ege'yi bekleyen ilk ders silah eğitimi oluyor. Derya Ege, 'Eğitim alanına ikinci gidişimde ilk eğitimim silah eğitimi oldu. Ulaştığımızda Sakine ve Handan yoktu. Oktay ve Fatih oradaydı. Eğitim alanında bu kez bir atış tabelası ve bir çember vardı. Silahlar arabadaydı. Arazide bulunan ikinci araba olan dublo marka arabanın arkasından silahları getiriyordu İdris. İlkin bana tabancayı gösterdiler. Nasıl açıldığını, emniyetinin nasıl açıldığını, nasıl kullanıldığını anlattılar. Daha sonra İdris arabadan başka bir silah getirdi. O silahı hayatımda ilk kez görmüştüm. Bana bu nedir biliyor musun diye sordular ben de bilmiyorum dedim. Bu karnastır, suikast silahıdır dediler. Bu silahı da bana gösterdiler, dürbününü gösterdiler nasıl ateş edileceğini anlattılar' şeklinde konuşuyor.

Eğitimlerde işkence yaptılar

Eğitimle ilgili bilgiler veren Handan ve Sakine adlı JİTEM elemanları, 6 bölümlük eğitimden daha bahsediyorlar. Bu eğitim bölümlerinden en ilginç olanı fizik eğitimi adı altında yapılan işkence seansları oluyor. Bu işkence seansları sırasında yoğun cinsel saldırı ve şiddetle karşılaşan Ege, işkence sürecinin kendilerinin JİTEM ajanı olduklarını itiraf ettiklerinden sonra başladığını ve şiddetlendiğini belirtiyor. Derya Ege, şöyle konuştu: 'Bana altı bölümlük bir eğitimden bahsettiler. İlk eğitimim silah eğitimi olacaktı. Bu eğitimde tabanca, kanas, pompalı av tüfeği gibi silahlar üzerinde eğitim görüp atışlar yaptım. İkinci eğitimim komando eğitimiydi. Komando eğitiminde de koşma, sürünme, vücut geliştirme, ağırlık kaldırma, şınav, mekik, ateş çemberinden atlama, takla atma, uzun atlama gibi eğitimler verdiler.

Komando eğitiminden sonra karate eğitimi verildi. Handan ve İdris veriyordu bu eğitimi. Karate eğitiminde de kemik kırma, kalbe vuruş biçimleri gibi yöntemleri gösterdiler. Sağlık eğitimini de Sakine verdi. Sağlık eğitiminden sonra sızma eğitimi verdiler. Altıncı eğitim olarak da fizik eğitimi verildi. Fizik eğitiminde ise işkence uyguluyorlardı. Canımı acıtıyorlardı. Bunları kuvvetlenmem için yaptıklarını ilerde olursa böyle bir işkence biçimi, alışık olayım diye yapıyorlardı. Bu işkencelerde farklı farklı aletler kullanıyorlardı. Korkunç bazı şeyler kullanıyorlardı. Bir sefer benim vücudumu kontrol etmek istediler. Çırıl çıplak soydular.'

Vücudumu permatik ile kazıdılar

Derya Ege, eğitimle ilgili devamla şunları anlatıyor: 'Beni eğitim gördüğüm alanın dışına götürdüler. Bunları bana Handan ve Sakine yaptı. Vücudumun çok güzel ve doğal olduğunu, böyle deşifre olabileceğimi, yüzümün biraz bozulması gerektiğini söylediler. Ben bana şaka yapıldığını sandım. Bunların da birer bayan olduğunu, herhalde bu kadar acımasız olmayacaklarını düşündüm. Zaten gerillaları da çok çirkin insanlar olarak anlatıyorlardı. Handan Sakine'yi çağırdı. Çantamı getir dedi. Beni çırıl çıplak soymuşlardı. Gözlerim yaşardı ağlamaklı oldum. Handan dedi, senin gözlerin çok güzel biliyor musun? Bana ağladığında senin gözlerin ne kadar harika oluyor biliyor musun dedi? Burnun da çok güzel dediler. Sonra bana ya burnunu ya da gözünü kaybetmek ister misin? dediler. Ben dedim bunu yapamazsınız. Bana o zaman sus ağlama dediler. Sakine çantasını getirdi içinden bir tane permatik çıkardı. Yanıma yaklaştıkça ben tepki gösterdim, yapma, ne yapacaksın dedim. Yanıma yaklaşıp baştan aşağı tüm vücudumu permatik ile kazıdı. Vücudumun her yerinde permatik kesiklerinin izi çıktı. Vücudum her yerini ama her yerini kazıdılar çok acı çekiyordum. Ayrıca penseye benzer çok farklı bir alet vardı. Bunu, benim çok farklı yerlerimde kullanıyorlardı. Canımı çok fazla acıtıyorlardı eve gitmeyi bırakın ayakta bile duramaz oluyordum.'

Askerler izleyip küfür ediyordu

Derya Ege, eğitim adı altında kendisine yapılanları anlatmayı sürdürüyor: 'Bağırdıkça kafama vurup hakaret ediyorlardı. Orospu Kürt, namusuna düşkün Kürt, işi bitmiş Kürt, kadıncık deyip anneme küfür ediyorlardı. Tekmeler vuruyorlardı.

Kolumu sıkıp saçımı da çekiyorlardı. Bu esnada etrafta tepede nöbet tutan askerler de oluyordu, onlar da gelip eğitimi izleyip bana hakaretler ediyor, küfür ediyor, psikolojimi bozuyorlardı. Sen bizim süs köpeğimizsin falan diyorlardı. Yaklaşmaya çalışıyorlardı. Sen bizim kraliçemiz olacaksın, bilmem neyimiz olacaksın deyip iğrenç sözler kullanıyorlardı. Ben her acı çekişimde bunlar kahkaha atıyorlardı. Oktay bağırıyordu. Diyordu 'Neden bir terörist bin askere bedeldir. Bu gücü nereden alıyorlar, neden üşümüyorlar, neden korkmuyorlar' bu şekilde küfür ediyorlardı. Bu çevrede beni izleyen askerlerin Alparslan diye bir komutanları vardı. Sarışın, mavi gözlü, saçı kel, iğrenç fizikli biriydi. Sürekli, 'Seni televizyonda gördüğümüz gün sen bizim gururumuz olacaksın' diyordu. Eve giderken bana ayriyeten kafa dinlendirici uyuşturucu içerikli 'merelin' isimli bir ilaç veriyorlardı.'

Sileceğim diyerek fotoğrafımı çekti

Derya bir perşembe günü yine İdris tarafından eğitime çağırılmak için telefonla aranıyor. Derya, bu kez evlerinin yakınında yapılacak bir düğünden ötürü gelemeyeceğini iletiyor. İdris'e düğünün nerede yapılacağına ve kimin düğünü olduğuna dair bilgiler veriyor. Düğüne gittiği gün karşısında yine İdris'i gören Ege, şu noktalara dikkat çekiyor: 'Düğün günü gelini almaya köye gittik. Düğünün içinde İdris'i de gördüm. Bana uzaktan işaret verdi. Yanına gittim 'Senin burada ne işin var' dedim. Damadın ismini vererek o kişinin kendisinin çok yakın bir arkadaşı olduğunu söyledi. Oysa birbirlerini hiç tanımıyorlardı. Sordum, düğündekilerin hiçbiri onu tanımıyordu. Sonra İdris bana gelini götürmeye gidecekseniz arabanız yoksa sizi götürebilirim dedi. Ben de yalnız başıma binemeyeceğimi söyledim. O da akrabalarını alırsın gelirsin dedi. Annemden izin aldım. Sonra ben kardeşim ve akrabalarım arabaya bindik. Beraber gittik. Yolun ortasında bir yerde lokanta vardı. Çemka isimli bir lokantaydı. O lokantanın biraz ilerisinde arabayı durdurdu. Bana dedi 'Yaa bu manzaranın güzelliğine bakar mısın? Sonra dedi 'Gel senin fotoğrafını çekeyim bu manzaraya karşı' Çekip tekrar sileceğim dedi. Ben de ona tamam çekip sileceksen, izin veririm dedim. Sonra fotoğrafımı çekti. Bir tane de dedi, arabanın önünde durup poz vermemi istedi. Öyle de poz verdim. Sonra silmesini istedim. Siler gibi yaptı telefonundan sildiğini zannettim sonra öğrendim ki silmemiş.'

Senin fotolarını porno yaparız

Düğünün ardından tekrar eğitim alanına giden Derya Ege, Fatih Oktay, Nalan ve Sakine'nin 'Bundan sonra eğitimlere her gün geleceksin' dayatmasıyla karşılaşıyor. Tepki gösteren Ege'ye bakışlar sertleşiyor, tehditler yağdırılıyor. Bu tehditlerin ardından Ege'ye İdris tarafından silindiğini zannettiği fotolar gösteriliyor. Ege, ittiraflarını şöyle sürdürüyor: 'Bana artık eğitimler her gün olacak dediler. Ben de yok daha da neler dedim. Her gün gelemem, mümkün değil dedim. Birazcık yüz hatları gerilmeye başlamıştı. Ciddileşmişlerdi. Madem bu yola baş koymuşsun sonunu getirmek zorundasın dediler. 'İdris kusura bakma ama mümkünatı yok. Ben her gün eğitime gelemem' dedim. İdris 'Bu kez bana geleceksin, gelmek zorundasın' dedi. Bana bakışı çok ürperticiydi. Ayrıca orada bulunanların hepsi üzerime toplanmaya başladı. İdris pis pis gülerek cep telefonunu eline aldı. Bana benim fotoğrafımı göstererek sen bunu tanıyor musun? dedi. Fotoğrafımı karşımda görünce biraz şaşırdım ve o akşam resmimi silmediğini anladım. Ona sen ne kadar mikrop bir insansın dedim. Korkmaya başladım. Dedi ki sen teknolojinin ne kadar geniş ve ne kadar ilerlediğini biliyor musun? Ben de evet dedim. Sonra peki bu fotoğrafı kaç parçaya ayırabileceğimizi biliyor musun dedi. Dedim nasıl yani. Dedi bilgisayarda bir fotoğraf ne hale getiriliyor sen onu öğrenmiş misin, hiç gördün mü? Dedim duymuşum ama bilmiyorum. Dedi bak Derya en ufak bir şey yaparsan senin çok net elimizde delilin var. Fotoğrafın var. Bilgisayara verip çok farklı bir hale getiririm. Böyle söyleyince ben sertleşmeye başladım. Evime gitmek istediğimi söyledim. Fotoğrafımı da hemen sil dedim. Bu kez Oktay olayın içine girdi. Bana dedi ki fazla sinirimi bozma sen sadece bir askersin, sen sadece sana verilen eğitimleri alacaksın. Senin fotoğrafını bilgisayara veririm, porno yaparım, seni çırıl çıplak yaparım, ne yaptığını ne ettiğini anlayamazsın dedi. Ben ağlamaya ve telefonu elinden almaya çalıştım. Çok kötü oldum, ağlamaya başladım. Artık gelmeyeceğimi belirtince beni yine aynı şeylerle tehdit ettiler. Aileme her şeyi söyleyeceklerini söylediler. İdris bana dediklerimizden bir adım geri atarsan ailene çektiğimiz fotoları gösterir, kızınız JİTEM ile oturup kalkıyor deriz. Bu istediklerine uymak zorunda kalıp her gün eğitime gidip gelmeye başlamıştım.'

2'si bayan 3 ajan daha geldi

Derya Ege'nin eğitim gördüğü askeri alana ilerleyen zaman içerisinde ajan olarak üç kişi daha getiriliyor. Bu üç kişiyle konuşmasına ve ilişki kurmasına izin verilmediğini belirten Ege, bu üç kişiden iki bayanın eğitimini görmeleri için diğer eğitim merkezi olan Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüğünü söylüyor. Ege, şöyle konuşuyor: 'Bu bayanlardan birinin adı Nalin'di. Nalin kısa boylu fiziği düzgün, ela gözlü, dudakları dolgun, temiz yüzlü, saçı beline kadar uzun, siyah saçlı bir bayandı. Diğeri de Berivan'dı. Berivan fizik olarak Nalin'e göre daha uzun boyluydu. Onun da saçları omuzlarına kadardı. Buğday tenli, kahverengi gözlü bir kızdı. Ama sanki bunlar daha kendinden emin ve daha rahattılar. Sanki isteyerek ve bilerek orada bulunuyorlardı. Sanki onlardan bu eğitimin bir parçası gibiydiler. Yüksekova'dan getirildiğini söylediler. Erkek de uzun boylu biraz olgun 25-26 yaşlarında, saçları ortadan ikiye ayrıktı. Hafif böyle beyazlar düşmüş saçına. Saçları sakalları o kadar uzamıştı ki ben yüzünü seçemiyordum. Bunlardan o iki bayan 6 gün orada kaldılar. Sonra emniyetin eğitim dairesine götürüldüler. Bana da JİTEM'ciler kendilerini anlattıktan sonra emniyetteki eğitimleri mi yoksa buradaki eğitimleri mi tercih edeceğimi sormuşlardı. Ben emniyete gidip gelmeyi göze alamadığımdan buradaki eğitimleri tercih etmiştim.'

Hedefin Kalkan, Karayılan, Atakan...

Bu eğitim sürecinin ardından artık kırsala gideceği ve orada bazı amaçlarla çalışacağını öğrenen Derya Ege'ye Medya Savunma Alanları'ndaki hedefleri, bu hedeflere nasıl ulaşacağı, hangi yöntemleri kullanacağına dair eğitimler veriliyor. Derya Ege, bu eğitimleri şöyle anlatıyor: 'Sonlara doğru her şeyi hazırlığını yapmış, kime nasıl suikast yapacağımı, nasıl hareket edeceğimi netleştirmişlerdi. Nasıl giriş yapacağımı yapıya karşı, yönetime karşı nasıl davranacağımı anlatmış ve hedeflerimi liste haline getirmişlerdi. Listeyi önüme getirdiler. Listenin başında Duran Kalkan, Murat Karayılan, Atakan, Alişer ve Çektar yazılmıştı. Çektar'ın yanında ok işareti çizilmiş Zilan yazmışlardı. Ne yaptıklarını anlayamıyordum. Beni dağa göndereceklerini, orada da bir süre eğitim alacağımı, hedeflerimi yerine getireceğimi söylediler. Suikast için gerekli mermileri nasıl alacağımı, nişanı nasıl alacağımı anlattılar. Nişan alıp ateş ettikten sonra orada silahımı saklayıp üzülerek vurduğum kişinin yanına gitmemi, orada bir sağlıkçı olarak duruma müdahale ediyormuş gibi yapmamı istediler. Vururken ya alnından ya da kalbine çok yakın bir yere vurmamı istediler. İki tercih verildi. Ya sen suikast yapacaksın ya da zehir yanında götürüp zehirleyeceksin dediler. Biraz korkak olduğum için bana zehiri verdiler. Ben zehrin nerede olduğunu sordum. Bana senin gitmene yakın sana vereceğiz dediler.'

Kod adımı Şine koydular

Görevi hakkında bilgi verildikten sonra Derya Ege'ye kendi aralarında kullanacakları kod ismi ve şifre de veriliyor. Derya Ege, 'JİTEM'de kaldığım süre içerisinde Oktay ve Fatih dediğim şahıs iğneyi ateşte yakarak özellikle damarlarımın üzerine Ş harfi çizdiler. Bana senin kodun Şine olacak dediler. Bir de kullanmam için Şivan şifresini verdiler. Bu elime yapılan dövmenin ardından, hem ismimi hem de şifremi unutmayacaktım. Bu şifreyi görevimi tamamladıktan sonra, geri kaçmam için belirtikleri kişiyle ilişkilenirken kullanacaktım' diye konuşuyor. Göreve gitmeden önce Ege'den dinlenmesi isteniyor. Derya Ege, bu süre içerisinde hiç tanımadığı biriyle evleniyor. Bu kişiyle evlenirse JİTEM şebekesinin yakasını bırakacağını düşünen Ege, bir süre sonra eşinin de bu şebekenin bir parçası haline getirildiği kanısına varıyor. 'Necdet Akdağ'la evlilik yaptım. Bir aile sahibi olursam bana karışmazlar diye de düşündüm' diyen Derya Ege, 'Ama evlendiğim süreden itibaren bu kişi beni sürekli dövüyor babamın evine gönderiyordu. Tek düşündüğü şey cinsellikti. Onunla birlikte olmadığım için kız olmadığımı, onun için onunla ilişkiye girmekten çekindiğimi söylüyordu. Bir defa onunla birlikte olduktan sonra zaten beni evden kovdu. Bir ay evli kaldıktan sonra ayrıldık zaten. Ben ayrıldıktan sonra eşim aniden çok zengin oldu ve araba aldı kendine' şeklinde konuşuyor.

Sığındığım karakol projenin çıkış yeri

Derya Ege, şöyle devam ediyor: 'Evlilik süresi içerisinde bir kez bunalıma girip kendi kendimi ihbar ettim. Cezaevine atılmak istiyordum. Polisler eve gelip beni karakola götürdüler. Emniyette Mustafa komiser ile yine Fatih isimli başka bir komiser yardımcısı vardı. Ben onlara durumumu anlattım. Psikolojik olarak çok yıprandığım için kendime böyle bir yalan uydurduğumu söyledim. Cezaevine beni atmalarını istedim. Onlar da bana bakarak senin psikolojin bozulmuş, tedavi görmen gerekiyor ama bunun öncesinde sana verilen bir görev var önce onu yap dediler. Meğerse benim sığındığım bu yer de projenin çıktığı yermiş. Bana bu görevimi yapmam karşılığında ne istersem yapacaklarını söylediler. Para teklifinde de bulundular. Ben reddedip öfkeyle oradan çıktım.'

Freud'u oku erkeklere yaklaş

Ajanlaştırıldığı tüm süre boyunca sıklıkla JİTEM elemanı İdris Özer'in telefonla aradığı Derya Ege, kararlılığının ölçüldüğünü dile getiriyor. İdris tarafından sık sık tehdit edilen Ege, şöyle konuştu: 'Bir gün annem benim telefon görüşmelerimi yakalayınca telefonumu aldı benden. İdris gelip kapının önüne bir telefon koyup o telefonu almamı istedi ve artık o telefondan onunla görüşmeye devam ettim. Bir görüşmemizde bana artık gideceğimi söyledi ve ne yapacağımı anlattı. Erkeklere nasıl yaklaşacağımı, kadınlığımı nasıl kullanacağımı anlattı. Bu süre içerisinde bana verdiği cinsellik üzerine Sigmund Freud'a ait iki kitap vardı. Bunları okuyup cinsellik üzerine erkeklere yaklaşmamı istiyordu. Artık evlendiğimi ve cinselliği bir şekilde tattığımı söylüyordu. Ben bunları reddedip karşılık vermedim telefonlarına. Onlardan kurtulmak istiyordum.'

4 gün bir odaya kapatıldım

JİTEM'ci İdris'in telefonlarına yanıt vermeyen Derya Ege, Hakkari'de bulunan Bulvar Caddesi üzerinde İdris tarafından ağzı ve elleri bağlanarak arabaya bindiriliyor. Arabayla şehir dışına çıkartılan Ege, Zap Köprüsü üzerinden geçirilerek Yüksekova'ya götürülüyor. Yol üzerindeki polis noktalarında İdris tanındığından ötürü durdurulmayan araç tenha bir yerde iki katlı toprak bir eve götürülüyor. Derkay Ege, 'Eve girdiğimizde içeride bir kadın vardı. Yine bir sürü küçük çocuk vardı. Beni odaya attı. İçerdekilerin hepsini bir yere gönderdi. Benle idris kaldık. Orada dört gün onunla beraber kaldım. Bana sürekli işkence yaptı. İşkence şekli çok iğrenç, çok tehlikeliydi. Bana o kadar çok zarar verdi ki şu anda bile oturup kalktığımda acı hissediyorum. Beni küçük bir odaya kapatmıştı. Yemek ve su bile vermiyordu. Ben bunları yapamayacağımı söylüyordum' şeklinde konuşuyor.

Ya fahişelik ya da ajanlık

Derya Ege, itiraflarını şöyle sürdürüyor: 'Bana iki seçeneğin var ya fahişe olursun senin etini pazara süreriz, peşkeş çekeriz ya da gider ajan olursun. Tercihini beş dakika içerisinde yap bana cevabını söyle dedi. Ben ne o, ne o dedim. İkisini de yapamazsın dedim. Kalktı pantolonun kemerini çıkartı. Çelik kemeri vardı. Ayağımı bağlayıp o kemer ile ayaklarıma vurmaya başladı. Ayaklarım o kadar şişmişti ki ayağa kalkamıyordum. Vücudumun çok farklı yerlerine, göğsüme, kafama her yerime vurdu. Yine ben reddettim. Ondan sonra bana bak seni hamile bırakırım hiçbir şekilde bir yorum yapamazsın dedi. Karnın ağzın dibinde olur dedi. Seni o şekilde toplumun içine gönderirim dedi. Ben sen çok iğrençsin dedim. Cinsel organıma çok darbeler vurdu. Hep orama vuruyordu. Bir ara çok susadım. Bir bardak su istedim. Gözümün önünde soyundu, üzerime işedi. Bana ağzını aç, alsana, su dedi. Üç dört defa aynı şeyi yaptı. Daha sonra akşam oldu, yakınımda bir yere yattı. Sonra bana yaklaşmaya başladı. 'Senin şu an tek cevabına bağlı, yoksa sana sahip olacağım. Sen eğer ben gideceğim dersen, sana hiç dokunmayacağım. Yok yine direnirsen senin kafanı koparırım, seni paramparça ederim. Her parçanı mahallenizin bir yerine asar, üzerine yazarım, bu tarafına böyle böyle yapmıştım' dedi. Ben yine gitmiyorum deyince çok iğrenç bir şekilde yakınlık gösterdi. Beni ısırmaya başladı, omzumu ısırmaya başladı, kolumu hızla büktü. 'Tamam mı devam mı' dedi. Tamam demek zorunda kaldım.'

Ağaca bağlayıp işkence yaptı

JİTEM elemanı İdris'in işkenceleri ardından evine gönderilen Derya Ege, telefonlarına cevap vermeyerek evden çıkmama kararı alıyor. Bu sırada esrarengiz bir olay oluyor. Ege'nin yaşadığı evin alt katlarında bulunan kömürlük, ateşe verilerek yakılmak isteniyor. Ege ve aile fertleri, hastaneye kaldırılıyor. Tehditler sürüp gidiyor. Derya Ege'nin gittiği kursun camları taşlanıyor, yolda üzerine hızla araba sürülüyor. Birkaç kez daha aranan Derya Ege, daha sonra yaşananlara şöyle anlatıyor: 'Bu kez olaya müdahale eden Oktay oldu! Uzun bir aradan sonra ilk kez şehre inmiştim. Oktay beni evimin yakınlarında bir yerde zorla arabaya bindirerek kaçırdı. Arabayla şehir merkezinden çok uzak ormanlık bir yere götürdü. Hiç kimse, hiçbir ev yoktu etrafta. Arabayı görünmeyecek bir yere park etti. Beni indirdi arabadan. Dizinin önüne çömeltti. Dedi sen ne yaptığının farkındasın değil mi? Vazgeçiyorsun öyle mi? Ben evet dedim. Dedim ne yapacaksın bana. Dedi, ben bilirim sana ne yapacağımı. Ben ağlamaya başladım. Bana dedi bir şekilde ben senin gitmemeni onaylarım ama ayağımı yala. Ben böyle yüzüne bakarak gerçekten mi dedim. Botuyla yüzüme vurdu. Dediğini yapmak zorunda kaldım. Ondan sonra geçti arabanın arkasına ip aldı bagajdan. Bir tane kavak ağacı vardı. Etraf birazcık ormanlıktı. Elimi arkadan başımın arkasından tuttu bağladı. İpi sonra kavak ağacına bağladı. Ayaklarım serbestti. Arabadan bir tane pense tipinde bir şey çıkardı. Penseye benzer demir bir aletti. Vücudumun her tarafını çekmeye başladı pense ile. Cinsel bölgeme kadar göğüslerimden tut bacaklarıma kadar her tarafımı pense ile çekmeye başladı. Vücudum mosmor olmuştu.'

Ve tecavüz etti!

Derya Ege, devamla şunları söylüyor: 'Bana dedi bak namuslu Kürt kızı, sen hiç Türk erkeğinin tadına baktın mı? Yapma ne olursun dedim. Üzerimdekinin hepsini çıkardı. Bana orada tecavüz etti. Tecavüz etme şekli çok iğrenç boyutlardaydı. Yanında bir alet vardı çok korkunç bir aletti. Onunla tecavüz etti ve sonra kendisi de etti. Bana dedi ya kabul edersin ya da şu an seni bir şekilde hamilelik derecesine getiririm. Ben yalvardım, dedim yapma ne olursun günahtır, yazıktır. Ben daha genceciğim dedim. Dedim kıyma, senin de kız kardeşlerin var, düşünsene birinin senin kız kardeşlerine böyle yaptığını. Benim cinsel bölgemi tekmelemeye başladı, çok ağır tekmeler vurdu. Ondan sonra farkettim ki bende belden aşağı hiçbir şey kalmamış, bir kadının ne özeli varsa kalmamıştı. Şeklim bile bozulmaya başlamıştı. Bu tecavüz bir buçuk saate yakın sürdü. Demir batırıyordu. Çok korkunç bir alet vardı onda, onu bana batırıyordu. Bana seni hamile bırakacağım diyordu. Artık dayanamadım tamam dedim. Her şeyi kabul ediyorum dedim.'

Kaybedecek neyin kaldı ki

Birkaç gün sonra İdris tarafından yeniden aranan Derya Ege, kendisine son kez anlatılan ve hatırlatılan hususlarla birlikte dağa gitmesi ayarlanıyor. Medya Savunma Alanları'na yanında iki şişe zehir de götüren Ege, zehirleri Medya Savunma Alanları'na ulaştığında imha ettiğini, hiçbir şekilde kendisine söylenenleri yapmadığını söylüyor. Derya Ege, şöyle konuşuyor: 'İdris son olarak beni yanına yine çağırdı. Valilik parkına gittim. Bana beraberlerinde zehir getirmişlerdi. İki şişe zehirdi. Biri yönetim için dediler, biri de yapı içindi. Yönetime uygulayacağım zehrin iç organlarda patlama etkisi yarattığını söylediler. Verilen zehir çay gibi ya da fare zehri gibi siyah bir şeydi. Bana eğer başarısız olursan kendini imha et dediler. Zaten senin kaybedecek neyin kaldı ki dediler. Dönebilirsen eğer verilen 'Şivan' şifresini kullanarak daha önce ismini verdikleri kişiler aracılığıyla kaçarsın biz belli bir hedeften seni alacağız dediler.'

Damla pastanesinin üst katı...

Ege ailesinin bir diğer üyesi olan Serhat Ege'den kendisini dağa göndermesini isteyen Derya Ege, abisinin aslında kendisinin ajanlığını bilerek dağa gönderdiğini düşünüyor. Yaşadıklarından ve şu an geldiği durumdan ötürü çok acı çektiğini ve pişman olduğunu belirten Derya Ege, kendi durumunun Kürt gençleri için örnek olmasını istiyor. Gençlerin pastane, eğlence yerleri gibi yerlere gitmemesini, buralara dikkat etmesi gerektiğini belirten Ege, kendisinin ajan ağına düşmesinde rol oynayan Damla Pastanesi'nin üst katında askerler için çalıştırılan bir fuhuş yeri olduğunu söylüyor. BEHDİNAN - ANF

Hazırlayanlar: Doğan Çetin - Eriş Qoser


Cevapla

“Serbest Kürsü” sayfasına dön