
Bingöl’ün Karlıova Taşlıçay köyünde neredeyse her evde bir “kumlama hastası” var. Bazı evlerde 3-5 hasta... Köylerinden kalkıp gittikleri İstanbul’da orada-burada geceyi geçirip gündüzleri de havalandırması bile olmayan kot taşlama atölyelerinde, çok değil altı ay ile iki yıl arasında sigortasız çalıştıktan sonra öleceklerini öğreniyorlar.
Bingöl’den Erzurum Araştırma Hastanesi’ne giden resmî hasta sayısı 187. Hastaneye başvurmamış olan 150’den fazla hasta var. Aynı şekilde Diyarbakır’ın Kocaköy ilçesinde de 50’ye yakın işçi Silikozis hastası. Bunlar kamuoyuna yansıyanlar; ve tabii hangi hastalığa yakalandığını bilmeyen yüzlerce insan daha...
İstanbul’da halen Küçükköy, Yenibosna, İkitelli, Sultançiftliği, Halkalı, Alibeyköy semtlerinde her türlü denetimden uzak çok sayıda kot taşlama atölyesi var. Bunlar ‘fason’ tabir edilen atölyeler. Buralarda büyük kot firmalarının fason işlerini yapıyorlar.
RESMÎ KAYITLARDA YİRMİ ÖLÜ • Kot yıkama fabrikalarının durumunu kot imalatında çalışanlar çarpıcı bir örnekle ortaya koyuyor: “Çalıştığım şirketin bir bölümünde ihracata yönelik kot imalat işi yapılıyor. Rusya’ya ve birkaç ülkeye kot ihracatımız var. Dikim, yıkama, taşlama ve sair tüm işlemler dışarıda yapılıyor. Bizim binada sadece paketlemesi ve satışı var. Bu kadar sıcaklarda paketleme bölümünden gelen koku bile insanın boğazını yakarken, bunun imalatı ve taşlamasındaki işçilerin durumunu düşünmek bile insana acı veriyor. Sürekli olarak yıkamaya ya da taşlamaya mal gönderirlerken, irsaliyeyi almak için yıkama-taşlama firmasından gelen arkadaşla bu konuyu konuşmuştuk. ‘Ne kadar zararlı olduğunu biliyor musun’ demiştim, “biliyorum elbet, bizim şirkette de hastalıklar artmaya başladı” demişti o da.
Bu hastalıkların arttığı fabrikaları gezmek neredeyse imkânsız. Resmî olmayan bir güvenlik var ve bunu aşmak kesinlikle mümkün değil. Türkiye’de şu anda bu hastalığa yakalananların sayısı, kayıtlara göre 150’nin üzerine çıktı. Yine kayıtlara bakılırsa 20’den fazlası öldü. İşçiler 20-30 yaş aralığında. Genç oldukları için şikayet hemen ortaya çıkmıyor. Ne zaman ki askere gidiyorlar, koşmaları gerekiyor, koşamıyorlar o zaman ciğerlerinin bittiği anlaşılıyor. Ya da hastanelik hale geldiklerinde bu hastalığa yakalandıklarını öğreniyorlar.
24 SAAT ÖLÜM İÇİN ÇALIŞIYORLAR • Gecenin geç saatlerinde Yenibosna’daki kot yıkama fabrikasından içeri giriyoruz. Aslında girebilmek için yalan söylüyoruz. Yanımızda, fabrikaya mal satan Ahmet Bey var ve depoya doğru ilerleyip sodanın kalıp kalmadığına bakacağını söylüyor. Biz de Ahmet Bey eşliğinde, o bahaneyle fabrikayı görmüş oluyoruz.
İlk girişte yer alan bölümlerde sıradan bir fabrika ve çalışma ortamı var. Ama içeri bölüme ilerledikçe yoğun bir buhar ve koku genzi derhal yakmaya başlıyor. Çamaşır suyundan daha ağır olan koku zerrecikleri nefes almanızı çok zorlaşıyor. Ancak çalışanlar o kadar alışmış ki sohbetlerini bile o ortamda yapıyorlar. Çalışanlara baktığınızda aklınıza Türk filmlerinde kanser hastası olmuş ve ölümü bekleyen kişiler geliyor, çünkü hepsinin görüntüsü onları çağrıştırıyor. Gittiğimiz fabrikada çalışanların çoğu Batmanlı ve Bingöllü. Ön tarafta sohbet etiklerimizin çoğu da Karadenizli. Çalışanların uzattığı çayı içmek istiyoruz ama fabrikada hava ve koku o kadar rahatsız edici ki kendilerine saygısızlık etmiş olmamak için çayları gizlice atölyedeki su giderine döküyoruz.
SİGORTA OLSUN DA... • Fabrika’da çalışan Kerim 29 yaşında ve bir yıldır bu atölyede çalışıyor. Bir arkadaşının vasıtasıyla bulmuş işi. Aldığı maaş 800 YTL civarında. “Sigortalıyım” diyor ve işinin çok ağır olduğunu, ama alıştığını söylüyor. Sigortanın kendisi için olduğu kadar ailesi için de çok önemli olduğunun tekrar vurguluyor sonra...
Neden eldiven veya maske kullanmadıklarını soruyoruz. Fabrikanın gece bekçisi hemen söze karışıyor “Maske taksa ne olacak ki” diyor ve devam ediyor “Hangi havayı soluyacak? Baksana havalandırma diye bir şey var mı?” Bir başka çalışan eldiven ve maske kullanımının sektörde hiç kullanılmadığını söylüyor alaycı bir şekilde. Fabrikaya mal veren Ahmet Bey “Bari günde üç defa yoğurt yedirseler size” diyor; işçilerin cevabı hazır: “O da maliyet; patron kabul eder mi?” diyorlar. Anlıyoruz ki onlar durumun farkında... Ölümü bile bile, çaresizlikten kabullenmekteler.
SULARI DA KİRLETİYORLAR • İşçilerin anlattığına göre İstanbul-Çorlu arasında yaklaşık 750 fabrika bulunuyor. İstihdam açısından her fabrikada en az altmış kişi çalışıyor. İş bulmalar genellikle akrabalar ve tanıdıklar vasıtasıyla olurken işçiler işverenler tarafından çok uzun süre çalıştırılmıyor. Fabrikalarda günde 2000 ton civarında su kullanılıyor. Çoğu fabrikanın, bırakın arıtma tesisini, havalandırması bile bulunmuyor. İşçilerin vardiya usulü çalıştığı fabrikalarda yirmi dört saat üretim yapılıyor. İşçilerin anlattığına göre son dönemde bir bilinçlenme başladığı için bu tip fabrikalar Bangladeş, Pakistan ve Hindistan’a taşınmış. Bilinçlenmeden kasıtlarının ne olduğunu soruyoruz, “Bu iş insanı öldürüyor” diyorlar.
Çoğu ya askerlik muayenesinde ya da başka bir hastalık için doktora gittiğinde öğreniyor meslek hastalığına yakalandığını ve ciğerlerinin bittiğini. Ama yapacak bir şeyleri yok. Genellikle köylerine dönüp, orada ölümü bekliyorlar. İşte bu ölümlere çare olmak ve konuya dikkat çekmek için hastalığa yakalananlar, doktorlar ve avukatlar İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde bir toplantı düzenleyerek soruna dikkat çekti.
ATÖLYELER KAÇAK ÇALIŞIYOR • İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde düzenlenen “Kotlar beyazlıyor Hayatlar kararıyor” başlığında kot taşlama işçilerinin durumu masaya yatırıldı. Toplantıya kot işçisi Mehmet Bekar Başak ve Hamza Gültekin de katıldı.
Mehmet Bekar Başak 1997 yılında bu işe başladığını ve 2004 yılına kadar bu işte çalıştığını ifade etti. Ancak Başak’ın diğer arkadaşlarından farklı olarak bilinçlenmesinde, izlediği bir televizyon programı etkili olmuş. Televizyonda kot işçilerinin durumunu ve yakalanacakları hastalalıkları öğrenen kot beyazlatma işçisi hemen işinden ayrımış. Hastanede daha önce yaptığı kontrollere ek olarak yeni muayenesinde hastalığa yakalandığını öğrenince de Başak’ın tedavisine başlanmış. Tedavisi hâlâ devam eden Başak çalıştığı firma hakkında hem suç duyurusunda bulunur hem de firmayı tazminata mahkum etmek için dava eder. Başak bir taraftan da duruma dikkat çekmek için arkadaşlarıyla dayanışma içerisine girer.
Başak, yapılan bilinçlenme toplantısında, kamuoyuna dikkati çekmek için ayın 16’sında 60 kişi ile birlikte Bakırköy Adliyesi’ne suç duyurusunda bulunacağını söyledi. Toplantıda konuşan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Erseven de hastalık aşamalarını anlatarak kum taneciklerinin akciğer solunum kirlenmesine yol açtığını ve solunum kirlenmesiyle durumun akut bir hal aldığını ifade etti.
İşçi Kardeşliği Partisi Genel Başkanı Zeki Kılıçaslan ise, Türkiye’de 10 bin kot taşlama işçisi bulunduğunu ve tedavileri devam eden 500 işçi olduğunu söyleyerek Sağlık Bakanlığı’nın işçileri bedava sağlık taramasından geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
Toplantıda 2004 yılından itibaren bu atölyelere bir yasak getirildiği ancak çoğu atölyenin kaçak bir şekilde çalışmayı sürdürdüğüne vurgu yapıldı. Avrupa’daki gibi koruyucu elbise ve maskelerin alınması gerektiği ancak işverenlerin buna yanaşmadığı ifade edilerek şartların iyileştirilmesi istendi.

