Bir Övgü Hesabı

Düşüncelerinizi Özgür Bırakın
Cevapla
Gülistan
Başçavuş
Başçavuş
Mesajlar:129
Kayıt:02 Şub 2007 13:43
Ruh Hali:Mutlu
Takım:Galatasaray
Bir Övgü Hesabı

Mesaj gönderen Gülistan » 11 Mar 2007 17:22

BİR GÜN AĞAÇ gibi yoğun bir adam, kentin tek bankasına geldi ve, bir övgü hesabı açtırmak istiyorum, dedi. Görevli, o kuşların duygularını nereden bilsindi. Tabi efendim, dedi; biraz bekleyin. Adam, kibirli bir gülümseyişle baktı. Zavallı aklım! der gibiydi, görevlinin kafa sesiyle. Aynasına tapınan sersemlerden bu da.

Ağaç gibi yoğun adamı tanımamıştı. Kendisini çok yaşamış bir kâhin sanıyor da olabilirdi. Görevli, gururdan yapış yapış bakışlarla adamın gözlerine baktı. Bir gözü kördü. Bir eli delikti. Sabah uyandığında alnında karanlık sözler yazılıydı. Boyu, mağrur bir kule gibi yükseltilmişti. Kapıda bekleyen oldukça süslü bir bineği vardı. Üniforması tuhaftı. Pek çok yabani kelime söylüyordu.

Görevli yine tanıyamamıştı adamı.

Yalana yalan demeye de dili varmazdı zaten.

Lütfen şöyle oturun efendim, dedi.

Adam, gökgürültüsü gibi toprak altında yatan sözler konuştu. Görevli, dimağında yakan ateşi de farketmedi. Yüzünde saldıran cehennemi de.

Neyse uzatmayalım. Bir övgü hesabı açtı adam için. İşlemleri bitirince, oldukça önemli bir tutum takınarak cüzdanı uzattı, işte oldu, artık herkesin yatıracağı övgüler hesabınıza geçecek efendim, dedi. Ağaç gibi yoğun adam, ver şunu sersem, der gibi aldı. Tek söz etmeden çıkıp gitti.

Bu dünyanın hayatı pek çabuk değişti. Her insan için her an bir âlem gitti, yeni bir âlemin kapısı açıldı. Ağaç gibi yoğun adamın faizli vadeli hesabına övgü üstüne övgü yatırıldı.

Kadının kuşkuyla koştuğu ormandaki şato ışıklandırıldı. Söndürüldü. Tekrar ışıklandırıldı. Tekrar söndürüldü.

Sonunda herşey yaz mevsiminin kucağına döküldü. Her fani gibi övgü hesabı olan adam da göçüp gitti dünyadan.

Yıllar sonra hesabı açıldı, bakıldı.

Dehşete kapılındı. Oldukça şişkin bir sövgü vardı adamın hesabında. Faiz, kaldıkça mevduatı küçülten bir faizdi.

Her biri kendi gözüyle meşguldü.

FARE AĞACI KEMİRİNCE…

Seyyah, yırtıcı hayvandan kurtarmak için susuz bir kuyuya atar kendini. Orda, kuyunun dibinde bir ejderha görür, onu yutmak için ağzını açmıştır. Yırtıcı hayvan tarafından parçalanmamak için yukarı çıkmaya

cesaret edemeyen, ama ejderha tarafından da yutulmamak için aşağıya atlayamayan bu zavallı, kuyunun duvar taşları arasında yetişen bir dalı yakalar ve ona sımsıkı tutunur. Elleri uyuşur ve az sonra, kendisini her iki tarafta bekleyen felaketin kucağına düşeceğini hisseder, ama hâlâ sımsıkı yapışıp durmaktadır dala. O sırada, biri beyaz biri kara iki farenin, onun tutunduğu dalın çevresinde dolaşıp, dalı kemirmekte olduklarını görür. Birkaç dakikası vardır, çalı kopacak ve o da canavarın ağzının ortasına düşecektir. Seyyah bunu görür ve kurtulma şansı olmadığını bilir. Ama havada debelendiği sürece, çevresine bakınmaktadır. Çalının yapraklarında bal damlaları görür, dilini uzatıp bunları yalar.

İşte ben de aynen öyleyim, ölüm ejderhasının kaçınılmaz bir şekilde beni beklediğini, beni parçalamaya hazır olduğunu bildiğim halde, hayatın dallarına tutunuyorum ve bu azaba niye düştüğümü bir türlü aklım almıyor. Ve şimdiye kadar bana teselli vermiş olan balı emmeyi deniyorum. Ama, bal bana tad vermez oldu artık; beyaz ve siyah fareler, gece gündüz tutunduğum dalı kemirmekteler. Ejderhayı açık seçik görüyorum, ve bal bana tatlı gelmiyor artık. Ben, sadece kendilerinden kaçamayacağım o ejderha ile fareleri görüyorum —gözümü onlardan çeviremem. Ve bu bir masal değil, bir gerçektir. Aksi ispatlanamaz ve herkesin algılayabileceği bir hakikattır.

Herkesin algılayabileceği, ama çoğumuzun algılamadığı bu hakikatı Tolstoy yaşamış.

Ama “ünlü yazar” olarak değil, bir “insan” olarak. Romanlarından birisindeki bir kahramanın ağzından “hayalen” konuşmamış Tolstoy. Bizzat kendi halini resmetmiş, “itiraf” etmiş.

Yukardaki satırlar, Leo Nikolayeviç Tolstoy’un İtiraflarım isimli küçük, ama bir ömrü barındıran kitabında yer alıyor. Tolstoy, bu kitabında hayat hikâyesini anlatıyor. Ama kitapta yer, isim, olay yok. Sadece şu sorular ve onların cevaplarının arayışı var: “Kimim? Ne için yaşıyorum? Hayatımda benim kaçınılmaz olan kendi ölümümle yok olmayacak bir anlam var mı?”

Ve hayatının ilk dönemlerine kadar uzanarak bu arayışını dile getirir Tolstoy.

Her Rus çocuğu gibi, Ortodoks Hıristiyanlık telkini almış. Ama dahil olduğu kuşak gibi, o da pek ciddiye almamış dini. Dinden soğukluk dalgasına kapılıp, inançtan kopmuş. Yani herkes nasıl yaşıyorsa, öyle yaşamış. “Herkes de yalnız inanç esaslarıyla ortak olmayan, ekseriya ona ters düşen ilkelere bağlı olarak yaşıyor; inanç öğretisinin hayatımızda payı yoktur, ne başka insanlarla olan ilişkilerimizde rastlıyoruz ona, ne de bizzat kendi hayatımızda onunla alışverişimiz oluyor, inanç esaslarını herhangi bir yerde, hayattan uzakta ve ondan bağımsız kabulleniyoruz. O, bir kere karşımıza çıkınca da, tıpkı, hayatı içten hiç ilgilendirmeyen haricî bir olaymış gibi olur bu.“

Allah’a, dine inanmıyor; çeşitli dinî törenlere hiç katılmıyor değilmiş Tolstoy. “Bana çocukluğumdan beri öğretilenlere inanmıyordum, ama bir şeylere inanıyordum. Neye inanıyordum, imkânsız sözlere dökemiyordum bunu. Tanrı’ya da inanıyordum, daha doğru söylemek gerekirse, Tanrı’yı inkâr etmiyordum, ama nasıl bir Tanrı’ya inanıyordum, bunu anlatamazdım. Hz. İsa’yı ve öğretisini de inkâr etmiyordum, ama öğretisinin esası neydi, bunu söyleyemiyordum.“

Aslında, mükemmelleşmeye inanıyormuş da, Yaratıcının nazarında değil, başka insanlar karşısında daha iyi olmaya inanç şeklindeymiş bu. Ve tabiî, başka insanlar karşısında daha iyi olmanın yerini, diğer insanlardan daha meşhur, daha değerli, daha zengin olma arzusu almış.

Hırs, tahakküm, menfaatperestlik, şehvet, kibir, hiddet, intikam hırsının... insanlara egemen olduğu bir ortamda, genç Tolstoy da teslim olmuş bunlara. Bakar ki, çevresi kendisini bunlar için alkışlıyor; daldıkça dalmış böylesi bir hayata. Hem de tam tamına on yıl.

Ve yazarlığa başlamış. Ama yine bu duygularla, yani kibir, menfaatperestlik ve gururun itmesiyle. Ve yeni yeni katıldığı yazar çevresinde, “ilerleme” fikrine takılımış. Yazar ve şairlermiş, insanlara bu “din”i vaaz edenler. Ama bu da tatmin etmez olmuş onu. “Yazarların taşıdığı ‘yazarlar inancı’nın doğruluğundan kendim şüphelenmeye başladıktan sonra, bu rahipleri daha dikkatli izler oldum ve şu kanaate ulaştım ki, bu inancın rahiplerinin hemen hepsi, yani bütün yazarlar, ahlâksız ve çoğunluğuyla kötü, karaktersiz insanlardı.” Dolayısıyla, bu inancın bir aldatmacadan ibaret olduğunu farketmiş. Ne var ki, kalben bağlandığı şöhret, zenginlik, ünvan sevgisinden kopamadığından kolay kolay sıyrılamamış bu çevreden.

Zaman zaman aklı değil, ama hissiyatı bu tür yaygın boş inançlara baş kaldırmış. Dünyasındaki ilerleme fikrini, şahit olduğu iki olay yıkmış. Birisi, Paris’teki bir idam infazı. Diğeri ise kardeşinin genç yaşta ölmesi. “Kardeşim iyi, akıllı ve ciddî ciddî çaba gösteren bir insandı. Genç yaşta hastalandı, bir yıldan fazla bir süre acı çekti, niçin yaşadığını anlamaksızın, hele niçin öldüğünü hiç mi hiç anlamaksızın, ızdırap içinde öldü. Ona ya da bana, onun bu yavaş ve ızdıraplı hastalığı sırasında bu soruya cevap vermedi hiçbir teori.”

Yabancı ülkelerde öğretmenlik, sulh hakimliği, dergiler derken kendi kendini oyalar Tolstoy. Sonra herşeyi terkederek geri döner. Ve evlenir. “Mutlu bir aile hayatının yeni şartları, beni, hayatın genel anlamını araştırmaktan tamamen alıkoyuyordu. Bu sıralarda bütün hayatımın merkezinde ailem, eşim, çocuklar ve onlar için evin imkanlarını genişletmek yer alıyordu.” İlerleme düşüncesinin yerini şimdi kendisinin ve ailesinin rahat etmesi için çabalama almıştır.

Bir onbeş yıl da böyle geçer.

Alkış ve para toplamanın yanısıra, “hayatımın, genel olarak hayatın anlamı konusunda ruhumda başgösteren bütün soruları uyuşturmak için bir çare olarak,” yazmaya sarılır. Ama duyguları bu hale razı olmaz. “Şüphe anları” gelip çatar. Dengesi kaybolur, melankoliye düşer. Şüphe anları daha sık yoklar onu. Hep aynı soru: “Ne için? Peki, sonra ne?”

“Durmadan aynı yere düşen noktalar gibi, bu cevapsız sorular da kara bir leke halinde toplanıp büyüyordu. Bir iç dertten ızdırap çeken bir insanın hali ne olursa, benimki de öyleydi. Önce hastanın önem verdiği ufak işaretler belirir, sonra bu işaretler gittikçe sık tekrarlanır ve zamanla bölünmesi imkânsız bir ızdırap haline gelir. Acı büyür ve hasta düşünmeye vakit bulamaz olur. O zaman farkeder ki, kendisinin uyumsuzluk (saçma) saydığı şey, dünyada onun için en önemli şeydir.”

Cevap bulmak gerekir bu yalın, çocukça görünen sorulara. “Onlara yaklaşır yaklaşmaz ve onları çözmeye kalkar kalkmaz, hemen şunu anlamıştım: Birincisi, bunlar öyle aptalca ve çocukça sorular değil, hayattaki en derin sorular. İkincisi, ben bunları istediğim kadar düşüneyim, hiç, ama hiç çözemem.”

“Ne için olduğunu bilmeden birşey yapamam ben, yaşayamam ben.”

Filan bölgede şu kadar toprağa sahip olunacak: “Peki sonra?” Çocuklara eğitim vermek gerekli: “Ne için?” Halkın refahının en yükseğe çıkarılması için ne yapmalı: “Bundan sana ne?” Şöhret, onca eserin sağlayacağı şöhret: “Pekâlâ, Gogol’dan, Puşkin’den, Shakespeare’den, dünyanın öteki bütün yazarlarından ünlü olacaksın da, ne olacak sanki?”

“Bunları hiç, ama hiç cevaplandıramıyordum. Sorular beklemezler, cevap isterler. İnsan cevap bulamazsa yaşayamaz. Ve bir cevap da yok işte.”


Heval
Yarbay
Yarbay
Mesajlar:3444
Kayıt:23 Eki 2006 08:59
Ruh Hali:Mutlu
Cinsiyet:Erkek
Burç:Terazi
Takım:Galatasaray

Mesaj gönderen Heval » 12 Mar 2007 13:13

bu hesaptan ben de açmak istiyorum :oo
Ehmede_Omeri
Banned
Banned
Mesajlar:1042
Kayıt:24 Şub 2007 19:20
Ruh Hali:Kızgın
Cinsiyet:Erkek
Burç:Terazi
Takım:Galatasaray

Mesaj gönderen Ehmede_Omeri » 21 Mar 2007 03:44

allah aşkına ne bu ya uzatıyosunuz hiç anlamadım haa
Ehmede_Omeri
Banned
Banned
Mesajlar:1042
Kayıt:24 Şub 2007 19:20
Ruh Hali:Kızgın
Cinsiyet:Erkek
Burç:Terazi
Takım:Galatasaray

Mesaj gönderen Ehmede_Omeri » 21 Mar 2007 03:44

kısa ve öz yazında bişeyler anlayalım kardeşim be yaa
sinan
Yüzbaşı
Yüzbaşı
Mesajlar:733
Kayıt:22 Ara 2006 23:53

Mesaj gönderen sinan » 05 Haz 2007 18:56

die ye aynen katılıyorum diyecem ama ben o soruları cevaplayalı çok oluyor, tolstoy da ölmeden önce cevaplayıp gitmişti sanırım!
Cevapla

“Özgür Düşünce & Felsefe” sayfasına dön